Sunday, July 20, 2014

Bu ne sevgi ah!



Eleştiri huyum üzerine düşünürken bir çocukluğumdan bir hikaye hatırladım.

Önce gözlerinizi kapatınız ve şarkıyı dinleyiniz.

Bu şarkının sözlerini dedem Hasan Bayrı yazmıştır. (Çok komik, ne çıkacak diye internetten bakıp dedemle ilgili bilgiler buldum, hiç beklemiyordum). Daha önce de yazmıştım, babası Çanakkale Savaşı'nda şehit olmuş bir öksüz. İlkokulu bitirdikten sonra çalışmaya başlıyor, önce bir kunduracı yanında çırak, sonra Bartın Bonmarşesi'nde.

Savaş sonrası yılları, 1930'lar, kimsede çok para yok. Sevdiği bir kız var, Şaziye, bir türlü düğün yapamıyorlar, kızın ailesi daha da fakir. O zamanlar kız tarafının yapacakları, erkek tarafının yapacakları, takması gerekenler, falan festekan hikayeleri varmış. Dedem bu uzayan nişanlılık döneminden üzüntü duyuyor ve olayı hızlandırmak için kendi kafasında oldukça romantik bir oyun hazırlıyor. Şehre ilk araba gelmiş, arabayı kiralayıp, annesi ve ablasını Şaziye'lere gönderiyor, Şaziye'yi de alıp bir şehir turu yapıyorlar, bu arada dedem evde bekliyor. Turun sonunda araba dedemlerin evinin kapısında duruyor. Dedem arabanın ve evin kapısını kapıyı açıp "uzatmayalım gel, imzayı atalım, olsun bitsin" diyor (bu benim olayı özetim, muhtemelen dedem çok daha şairane ve kibar ifade etmiştir). Ne kadar kibar olsa da, sonuç biraz "kaçmak" gibi bir şey olacak. Kız gururuna yediremiyor, böyle olmaz diyor. Ağır laflar ediyorlar. Neyse sonuçta yüzükleri atıyorlar ve ayrılıyorlar. Dedem kahroluyor.

"Bu ne sevgi ah!", güzeller güzeli Şaziye'sine yazılmıştır.

Sözleri şöyledir,

Bu ne sevgi ah! Bu ne ızdırap!
Zavallı kalbim ne kadar harap,
Nasibim olsun bir yudum şarap,
Sun da içeyim nermin* elinden.

Al şu kadehi yaşla doldurma,
Düşürme yeter gönlümü gama,
Gurubun rengi vurmadan cama
Ver mezesini tatlı lebinden.**

Bahtım sarılmış simsiyah tüle,
Nemli gözlerle yalvardım güle,
Uzak kalırsak bana acele,
Selamlar gönder seher yeliyle..

(* Nermin farsça yumuşak, nazik, ince anlamlarına gelmektedir. Farsça bilmeyen Abdullah Bey, bunu anlam kayması olsa da "yarin" olarak değiştirmeyi uygun görmüş. Şair son bölümde sevgilisine "nasibim olsun bir yudum şarap, sun da içeyim ince narin ellerinden" diye sevgilisine yalvarmaktadır.
** Leb farsça dudak demektir. Yine şarkının bazı versiyonlarında yanlış olarak "dil" olarak değiştirilmiştir.)
Güfte : Hasan Bayrı
Beste : Nuri Foçan

dönemin Bartın şehrinde bir meyhane
soldan üçüncünün dedem olduğunu düşünüyorum
ama onaylayabilecek kimse yok
Daha sonra bir içki meclisinde şiirini okumuş, arkadaşı kanuni Nuri Foçan oracıkta bestelemiş. Dedem Nuri beyi, "o kadar yetenekliydi ki kanununu duvara dayayıp, ayaktayken bile oturuyormuş gibi çalabilirdi" diye anlatırdı.

Olaydan çok sonra Bartın'a askerliğini yapmak için Abdullah Yüce gelmiş. Bir içki meclisinde yine bir arkadaşı, "çok güzel sesli bir çocuk var, gel senin şarkıyı bi söyletelim Hasan" der. Dedem dinler ve çok beğenir ve şarkıyı Abdullah Yüce'ye verir.

Bazıları Abdullah Yüce'nin "Bu Ne Sevgi Ah!" dan daha iyi bir beste, güfte yapamamasının nedeni merak edip durur. Nedeni işte budur.

Doğrusunu isterseniz dedem bu şarkıyı verip, ne bir para ne başka birşey talep etmiştir. Niye verdin diye sorulduğunda, "çok güzel söylüyordu, daha iyi söyleyen başka biri de çıkmadı" derdi.

eski Bartın şehri

Dedem, daha sonra, bir nevi tekke olarak kullandığı, kendi Tuhafiye Dükkanı'nı açtı. İnsanlar dükkana alışverişe değil, muhabbete gelirlerdi. Çarşıdaki dükkanını daha sonra iki katlı evin giriş katına taşıdı. dükkan ve ev arasında dolap ile saklanmış gizli bir kapı vardı. Anneannem bu kapıdan, çay, meze servisi yapar, dedem dükkanda oturur, alışverişe veya daha çok muhabbete gelen insanlarla ilgilenir, gazetesini okur veya şiir yazardı. Çayını veya zamanı gelmişse rakısınıdan demlenirdi.

Kardeşimle çocukluk yıllarımızın en büyük eğlencesiydi dedemin dükkkanı, ziyaretçisi geldi mi eve geçerdik. Çocukluk yıllarımızdan kafamıza kazınanlar; dedemle yaptığımız derin sohbetler, birinci sigarası, sigara paketlerinin iç yüzüne yazılan şiirler (israfı sevmezdi), şiirleri temize çekerken daktilo sesi, sarı leblebi, demli çay, kavun peynir, küçük el radyosundan çalan Türk Sanat Müziği sesi, limon kolonyası, takım elbise (hep takım elbise giyerdi), .

Biraz değişik bir çocukluğumuz oldu. Bizimle, her zaman "siz" diye hitap ederek konuştu, o yüzden ailem dışındaki insanlara "sen" diye hitap ederken hep zorlanmışımdır yıllar yılı. Gizli dergahı dükkanı olan Bektaşi bir dedeye sahip olmak ve yaz tatillerini onun sohbetleriyle geçirmek, insanı biraz tuhaf yapıyor ilerleyen yıllarda.

*
Bu kadar girişten sonra aklıma gelen hikayeye geçelim.

Kardeşimle dedemin dükkanında oturuyoruz. Bu arada radyoda "Bu ne sevgi ah!" çalmaya başlıyor. Dedem büyük bir keyifle şarkıyı dinliyor. Şarkıdan sonra işte bildiğiniz "bestesi güftesi Abdullah Yüce'ye ait olan bu eser.." falan diye klasik konuşma başlıyor. Kardeşim kızgınlık içinde "Yaaa dede, hırsız senin şarkını çaldı dede, yine yalan söylüyorlar" diyor, dedem "Ne var ki bunda" diyor, kardeşim "Ama kimse bilmiyor gerçeği, kimse bilmiyor onun senin şarkın olduğunu" diye devam ediyor kaşlarını çatıp, dedem gülümseyerek "Ben biliyorum ya yavrucuğum" diyor.

Bazen gerçekleri sadece biz bilsek de olur.

Acaba ben de dedemin yaşına geldiğimde onun kadar olgunlaşmış olabilir miyim dersiniz?

Şair Hasan Bayrı
Şimdi yukarıdaki şarkıyı yeniden dinleyiniz.
Bilmiyorum, şarkıda değişen şeyler olur mu sizin için?

*
Sevdiğinden ayrı düşenler tez zamanda kavuşsun.

*

Bu son şarkı da, kaşlarını hala çatıp duran sahibine gitsin.



Önemli Not:
Yukarıdaki yazı benim hikaye ettiğim şeklidir.

Biraz daha gerçek hikaye şöyledir. Kardeşimin ilavesi.

Bir kere Bartınlılar şarkının sözünün yani güftesinin ve bestesinin dedeme ait olduğunu biliyorlardı çünkü besteleyen kişi onu dedeme vermişti. Fakat Abdullah Yüce çıkıp gazetede benim diye çarşaf çarşaf fotolar gösterdi ve bütün Bartın ayaklandı. Ben de buna şahit oldum dedemin dükkanında, çünkü geliyor ve dedeme mahkemeye vermesini bu şarkının Bartınlıların olduğunu dile getiriyorlardı. 

Her neyse dedem başta mahkemeye vermek istemiyordu ama sanırım ısrarlar üzerine bir mahkeme olayı yaşandı. Mahkemede herşey dedemin lehine, karar tam sonuçlanacakken dedem vazgeçiyor. Hatta yargıç sonrasında dedemle görüşüyor. Dedem şöyle demişti. "benim şarkımı söylemiş ve tüm Türkiye'ye sevdirmiş, vazgeçmesem o yalancı diye anılacak. 

Muhtemelen mahkeme sonrasıydı, zaman zaman gelirdi dükkana Abdullah Yüce, dedem onu her zamanki gibi karşıladı. Anneannem çay ikram etti. Gittikten sonra ben çok şaşırmıştım çünkü Bartınlılar o kadar kızgın ve öfkeliler, dedemse sakin ve huzurlu. Kardeşimle konuşma bunun üzerine başlıyor. "Herkes onun yalancı hırsız olduğunu söylüyor, vb.". 

Bu konuşma sırasında ben mekanda değildim.

İkinci düzeltme de.
Bartın'da herkes dedemi tanır ve severdi.

Halk Evleri döneminde Bartın'da oldukça renkli geçmiştir. O dönemde küçük kasabaların küçük insanarının içlerindeki cevherleri ortaya çıkartabilecekleri koşullar mevcuttu. Dedemin Bartın Halkevi'nde tiyatro oyunculuğu, yönetmenliği geçmişi de var. Özel bir gün öncesi son provaları yaparken izlemeye gelen komutan, bizde çok yetenekli bir asker var yanık sesli, bi dinle falan diyor. Abdullah Yüce askerden şarkıyla beraber dönüyor, plak yapıyor falan filan. 

Saturday, July 19, 2014

Peki uçabiliyor muyuz?



Sevgili arkadaşlarım, okuyucular, büyük kitlem,

Ercan'ın cevabı linkten okuyabilirsiniz. Ercan'dan gelen teşekkür, kırgınlık, kızgınlık içeren bir takım mailleri vardı, ama şimdi kişisel yazılmış mesajları paylaşmak saygısızlık olabilir. Son mailin sonunu şöyle bitirmiş "bana ne katkısı varr, aştanga herşey değildir pınar, hepimiz birer aştangayız bana göree,". Keşke aştanga diye ısrar ederek facebookta gruplar kuracağına "Ercanga" diye bir şey kursa, içsel keşiflerini merak edenlere aktarsa diye geçirdim aklımdan.

Büyük kitlem, siz kendinizi biliyorsunuz, biz bizeyiz şurada. Herkes herkesi tanıyor Türkiye'de. Aştangayı geçtim, bütün yoga camiası bir avuç. Benim sıkıcı yazıları okuyan kaç kişi var ki?

İnsanlar dişiyle tırnağıyla uğraşıp yaygınlaştırmaya, faydalarını anlatmaya, sevdirmeye çalışıyor.

İş arkadaşlarımdan tutunuz (kendilerine "beyaz türkler" denir, Türkiye'nin en iyi okullarından mezun en az iki dil bilen insanlardır), komşu teyzelere kadar, insanlara "yoga yaptığımı" söylediğimde, karşılaştığım ilk soru şu olmuştur, "uçabiliyor musun?". Bence yoga yapan, ve bu soruyla karşılaşmamış kimse yoktur Türkiye'de. Hatta komşu teyzeler şöyle devam eder, "o da neymiş be canım, icat çıkarma, yoga yapcaana çocuk yap, çocuk". Yogayı tanıtmak ve anlatmak için zeminimiz bu işte.

Yogayı tanıtmak ve yaygınlaştırmak adına güzel şeyler de oluyor. Dernekler, organizasyonlar kurulmaya başladı. www.yogadergisi.com'da böyle güzel çabalardan biri. Çıkacağını duyduğumdan beri merakla bekliyordum. Çok sevindim, çok sevdim, şeker gibi bir çalışma olmuş. Bir tek kişinin arkasında olduğu (Sebla Kaplan), bence çok büyük ve güzel bir çalışma.

Zor, şöyle ki beş benzemezi bir araya getirmek, insanları yazmaya teşvik etmek, yazılardaki yanlışlarla uğraşmak, web sayfasının tasarımı veya yeni çıkmasından kaynaklanan hataları temizlemek kolay değil. Başarıların devamını diliyorum. Siz de isterseniz bi kıyısından köşesinden el atın yazın, yardımcı olun derim.

Bir zamanlar arkadaşlarımdan Neşe'nin böyle bir fikri vardı, "bütün aştangacıların bildiklerini yazdığı, sorular sorabileceği, istediklerini paylaşacağı bir platform yapsak" diye. Belki www.yogadergisi.com'u böyle bir platform için kullanmaya çalışabiliriz, aynı zamanda da destek olmuş oluruz.

Önce Hande Öğüt'ün yazısını açtım, şu aralar üzerine okuduğum konulardan biri. Ama uzun geldi, sonra sakin sakin okurum diye bıraktım. Sonra beslenme üzerne bir yazı açtım. Allahım ne şirin bi yazı hemen tarifi yapasım geldi. Yoga Felsefesi ve Tarihi bölümündeki bütün yazıları çok merak ediyorum. Şu sınavlarım geçsin büyük hevesle okuyacağım.

Doğrusunu isterseniz, baştan Ercan'ın eleştirdiğim yazısını farketmemiştim. Ana sayfadan ilgimi çeken yazılara ve yazarlara baktım. Sonra Ercan yazısını "Istanbul Astangis" isimli grupta paylaşınca okudum. "Beğenmediğimi çok fazla yanlış olduğunu" belirttim, Ercan "yanlışlarını göstermemi" istedi. Yazısını tekrar okur, hatalarını farkeder ve www.yogadergisi.com sayfasından kaldırır diye düşünüyordum. Bunun yerine facebook grubuna gönderdiği mesajı sildi.

*

Geçtiğimiz iki aydır, hızlandırılmış dil kurslarına gitmekten kafam iyice çorba oldu sayın okur. Ödev yapmaktan evi temizlemeye vaktim yok. (Tamam ev temizlememek için her mazereti kullanırdım zaten ama, durum çok vahim). Bir de kolay mı sanıyorsunuz yeni bir dil öğrenmek?

Dil öğrenmenin bir aşamasında konuşma merkeziniz bi dağılıyor, hiç bir dilde kendinizi ifade edememeye, en kolay kelimeleri karıştırmaya, bulamamaya başlıyorsunuz. Şimdi aynen o haldeyim. Hızlandırılmış kursun sınavı haftaya, deliler gibi ödevim var, Fin gramerinin dibine vurdum. Ağustos sonunda da vatandaşlık almak için geçmem gereken büyük sınav var.

İnanın bu haldeyken eleştiri yazısı yazacak ne halim vardı, ne vaktim. Ortada bir "ahimsa", birilerinin kırılmış kalbi, incinmiş duyguları davası varsa, benim tarafımda da ciddi bir "asteya" mevzusu var sayın okuyucular, şikayetçiyim çok değerli vaktim çalındı.

Ama tutamadım kendimi.

Öyle abuk subuk bişey oldu mu niye tutamıyorum kendimi?

GEÇMİŞ, F-KLAVYE KULÜBÜ

Bilen az sayıda kişi vardır, duyunca şaşırmayın, benim ömrümün on yılı, çok ciddi bir yayınevinin (belki "kendini çok ciddiye alan" daha doğru bir ifade, ciddi olup olmadığına başkaları karar versin) çıkardığı haftalık, aylık, dergi, gazete ve bilimum esere redaksiyon yapmak ve yazı yetiştirmekle geçti.

Olaya f-klavye öğrenerek başladık. Bir yazı nasıl değerlendirilir, bir eleştiri yazısı nasıl yazılır, bir haber yazısı nasıl yazılır, bilimsel-sosyolojik-ekonomik-daha neyse artık ciddi yazı nasıl yazılır orda öğrendim.

Yıllar sonra "geyik" yazmanın keyfini çıkartıyorum.

ne yaptığını bilmek ya da bilmemek.. işte bütün mesele bu..

Çok eğlenceli zamanlardı. Fakat dergi, yayıncılık işinde olanlar anlar beni, olay bir ya da iki gece öncesine sıkıştırılır. Hep bi yumurta kapı durumu vardır. Otuz sayfalık derginin yirmi sayfasının doldurulması gerekir, gelsin çay, kahve, sigara, sabahlara kadar oturmalar. Ordan okula, işe koşturmacalar. Bu omuzlar durduk yerde kapanmadı, bu saçlar boşa ağarmadı.

Yazmayı öğrendiğim yerde bu işin bir adabı, bir ciddiyeti ve daha önemlisi birilerini temsil ederek yazıyor olmanın ağırlığı vardı.

Yazıyorum diye masaya oturduysan, imla hatası, gramer hatası yapmayacaksın. Başucunda bir imla kılavuzu mutlaka olacak. Bir bilgilendirme yazısı yazıyorsan, bütün kaynakları iyice araştırmış olacaksın. "Bu yazı okunur ve eleştirilebilir" bilgisiyle yazacaksın.

Anlamadığın şeyleri yazmayacaksın. Bir kere başı sonu birbirine girmiş, kendinin bile anlamadığı şeyler hiç yazmayacaksın. Yazacağın konuyu derinlemesine araştıracaksın. Misalen, "Avrupa'da Ekonomik Kriz" üzerine yazarken, "Kraliçe Elizabörth'in dediği gibi teğet krizi geçerek Kastamonuya uğramıştır, ben de hissettim, tam bir üçgen oluştu" diye yazarsan birileri gülebilir, dalga geçebilir.

Yazdın bitirdin, bir yarım saat sonra tekrar bir okuyacaksın, hata var mı diye eleştiren gözlerle. İlk yazılarınsa eğer, işi bilen birine okutturacaksın. Konuyu bilse iyi olur, ama mutlaka yazmayı ve redaksiyonu bilen birine.

Biri okur da eleştirirse, "içimden geldi yazdım, bak sen cevap yazdın ne güzel öğrendik hep beraber" diyemezsin, yazdıklarının arkasında duracaksın. Söz uçar yazı kalır.

Sonra eleştiriyi de kişisel almayacaksın, "sen kimsin ki bana öğretiyorsun" diyemezsin. "Sen kimsin ki yazdığıma zırva dedin" diyemezsin. Eleştiriye ya "burada bu denmiştir ve doğrudur şu gerekçelerle eleştiren şunu gözden kaçırıyor.." gibi argümanlarla cevap verilir "ya da evet zırvalanmış burada" diyerek.

İnsanların az şey bildiği ciddi bir konuda veya tanıtım yazısı yazarken, "nasılsa anlayan yok" rahatlığıyla değil, insanlara doğru ve güzel şekilde anlatma zorunluluğu hissederek yazılmalı bence.

Bunun dışında günlüğünüzü tabi içinizden geldiği gibi tutun, hislerinizi istediğiniz gibi anlatın.

*

Bir de benim en sevdiğim zamanında, satır arası okumaları, alt metin okumaları (eh doğal olarak yazmaları) vardır. Bir konuyu iyi biliyorsanız, satır arasında yazar ne demek istemiş, kime sataşmış, yazdığını "anlayacak" kişiler için mesajlar vermiş görürsünüz.

Ve ciddi bir okursanız, bu satır aralarından da keyif alırsınız. İşin biraz şiir hali olur, Bir konu üzerine bir cümle alır sizi bambaşka yerlere götürür. Yine satır aralarında yazarın aslında ne yapmaya çalıştığını, ne kadar içten olduğunu, kişiliğini, ruhunu okuyabilirsiniz. (Valla ben böyle yazılar okumaktan keyif alıyorum, ama bodoslama yazıyorum, kusura bakmayın).

Bu biraz yoga dersi vermek gibi. Deneyimli bir hoca öğrencisinin, hangi pozda ne düşündüğünden, akşam ne yediğine kadar bir çok şeyi farkeder. Bir öğrenciyi yoga yaparken izlediğinizde, hayatındaki sıkıntılardan, onu yogaya getiren nedenlere, neyi aradığına, neşesini, sevgisini bir çok şeyi hissedersiniz. Aynı şekilde bir yazıyı dikkatli okuduğunuzda niyetini, kaygısını, derdini, içtenliğini görürsünüz.

Eleştiriyi yazarken, hiç satıra arası mesajlar verme kaygım olmadı. Yanlışlarını göstermemi istemişti, onları yazdım. İmla hatalarına hiç deyinmeyebilirdim, onları içtenlikle söylüyorum yardımcı olmak için, küçük fontlarla yazdım. Sonlarına doğru artık biraz sıkılmış olduğumdan fontları küçültemedim. Bildiklerimi ve hissettiklerimi yazdım. Hislerimi yazmama gerek olmayabilirdi, evet bazı yerlerde "zırvalama" yerine "Ercan Bey'in ifadesiyle" kelimesini yerleştirebilirdim. Daha nazik bir yazı olurdu. Ama ben de sabır meleği değilim.

Yazmayı öğrendiğim yıllarda, Can Yücel'in dediği gibi biz biraz açık sözlü çocuklardık, ahimsa falan da bilmezdik, göte göt derdik. Böyle öğrendik, illa "satya" derdik. Çelik gibiydik, bükülmezdik, şimdi yogayla esniycez diye uğraşıyoruz işte.

Diyeceğim o ki, bende bu eleştirme huyu biraz fazla eskiye dayanıyor. Herşeyi olduğu gibi kabul edebilmek istiyorum, ama yapamıyorum bazen. Bu da ayrıca o dönemden bu yana yazdığım yazabileceğim en nazik eleştiri yazısıdır malesef. Belki on yıl sonra daha yumuşak şeyler yazabilirim, belki de saçmalıkları hiç kaale almayabilirim.

*

bu da
benim aştanga halim
olabilir mi?
Valla canlarım, benim burda Fince'ye kastırmam dışında, gayet keyfim yerinde. Güzel güzel pratiğimi yapıyorum, kahvemi içiyorum, bisikletime biniyorum. Havalar da ısındı azcık.

Bunun dışında sizinle en büyük sevincimi de paylaşayım. Dün Tom'la plan yaparken, dedi ki, "Eylül'de Moskova'ya Sharath'a gidelim mi?". Üzerine tatil planı yapmaya çalışırken, Kasım-Aralık veya Aralık-Ocak olmak üzere iki ay Mysore'a gitmeye karar verdik. Daha doğrusu Tom bir aydan fazla izin alamıyor. O dönecek ben bir ay daha uzatacağım. Tabi ki Sharath bizi kabul ederse.

Size nasıl mutlu, nasıl sevinçli olduğumu tarif etmem mümkün değil.
Öptüm..








Wednesday, July 16, 2014

"Aştanga Vinyasa Yoga Nedir?" derken

Sevgili okuyucular,

Aştanga Polisi olarak şu saçma durumu rapor etmeyi kendime görev bildim. Henüz sadece altı yıldır pratik yapan biri olarak aştanga üzerine yanlış yazılmış bir metin görünce kendimi tutamadım. Yazımda benim de yanlışlarım, abarttığım veya iyi ifade edemediğim yerler olabilir. Şimdiden özür diliyorum.

(Eşim "sadece altı yıldır" pratik yaptığımı mütevazilik adına belirtmemi söyledi. Size böbürlenme olarak geliyor olabileceğinden endişeleniyorum. Burada insanlar on, onbeş yıl pratik yapıp konuşmaya bile değmez diye geçiştirip, hala bir şalada ve hala bir hoca ile çalışmaya devam ediyorlar. Aştanga Yoga Okulu'nun 17 yıllık hocası Virpi, yaşadığı bir bel problemi sonrası pratiğini değiştirmek için Eddie Stern'den izin isteyebiliyor mesela).


Kendi pratiğinde ne yaptığını bilmediğim, aştanga hakkında youtube'daki videolardan daha derin bir bilgisi olmadığını düşündüğüm biri, buna rağmen oturup Aştanga Vinyasa Yoga Nedir? diye sarsak bir yazı yazmış. Şimdiye kadar herhangi bir aştanga hocası ile pratik yapmadığını yazışmalarımızdan biliyorum. Üç yıldır bana aştanga pratiği, nasıl öğrenebileceği, üzerine sorular sorup söylediğim hiç bir şeyi uygulamıyor.

Bilgilendirme amaçlı bir yazıda bu kadar çok hata yapılmaz. Ayrıca hiç bilmediğin bir konuyu başkalarına biliyormuş gibi tanıtmak resmen terbiyesizlik.

Hani kibarca söyleyeyim dedim olmadı, hatta yazar "yanlış bilgilere eğer istersen değinirsen bende yazıyı daha faydalı hale getirmiş olurum" dediği için yazıyorum.

Bahsedeceğim yazıyı beğendiğini farkettiğim onlarca kişiyi farkedince, bir düzeltme ve uyarı yazısı yazmaya karar verdim.

www.yogadergisi.com'a yazıları yayınlamadan önce değerlendirecek bir "bilen" ekibi oluşturmasını, yazıları gözden geçirmelerini, yanlış yazılar için düzeltme talep etmelerini aciliyetle tavsiye ediyorum.

Aşağıda beyaz fon ile geçen italik yazılar değineceğim "makale"ye aittir.

Ashtanga Vinyasa Yoga Nedir?
Bu makale Hatha Yoga’nın dinamik bir formu olan 
“Ashtanga Vinyasa Yoga” ‘yı genel hatlarıyla tanıtmak ve yol göstermek için yazıldı. Güney Hindistan’ın  Mysore bölgesinde Sri K. Pattabhi Jois tarafından “Shri K Pattabhi Jois Ashtanga Yoga Institute” kurulmuş, ögretilmeye başlanmış ve tüm dünyaya bu öğreti, orada verilen eğitimle yayılmıştır. Eğitimi şu an torunu “Saraswathi Rangaswamy” devam ettiriyor.


Öncelikle "Aştanga Vinyasa Yoga"yı anlamak istiyorsanız bu arkadaşın yazısını hiç okumayın. Bakın wikipedi'de ne güzel yazılmış, onu okuyun. İngilizce bilmiyorsanız çok güzel sonuç vermese de "google translate"i deneyebilirsiniz, eleştireceğim yazıya göre çok daha doğru bilgilere ulaşırsınız.

Gelelim yanlışlara, Mysore bir bölge değil, Karnataka eyaletinin üçüncü büyük kentidir.

Pattabhi Jois "KPJAYI" kurmadan çok önce Aştanga öğretmeye başlamıştır. 1948 yılında evinin alt katında "Aştanga Yoga Research Institute" (AYRI adıyla bilinir) yoga öğretmekteydi. Daha sonra isim "KPJAYI" olarak değişmiştir. Buradan daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.

Son olarak yukarıdaki alıntıdaki en ciddi yanlış, Saraswathi, Pattabhi Jois'in torunu değil kızıdır. Mysore şehrinde, KPJAYI'nin neredeyse bir alt sokağında kendi şalası vardır ve orada ders vermekte, kendi dersi bitince ana şalaya yardıma gelmektedir. Saraswathi linkinin "contact" kısmından diğer detaylara ulaşabilirsiniz.

Ayrıca küçük bir not, Saraswathi'nin merhum eşinin soyadı Rangaswamy'dir. Fakat Rangaswamy veya Jois soyadını kullanmaz, Aştanga camiasında "Saraswathi" olarak bilinir, soyadına gerek yoktur.  (Helsinki ziyareti sırasında afiş hazırlıkları için "hangi soyadını tercih ettiği Jois mi, Rangaswamy mi "sorulduğunda "sadece Saraswathi yeterli" demiştir.)

Pattabhi Jois'in torunu R. Sharath Jois'tır. (Asıl soyadı Rangaswamy'dir baştaki R. harfi onu işaret eder, ama bugünlerde Jois soyadını kullanmayı tercih etmektedir).

Bir hatayı daha düzeltmek istiyorum. Aştanga yogayı Hindistan'da tek öğreten Krishnamacharja'nın tek öğrencisi Pattabhi Jois değildir. Örneğin B.N.S. Iyengar da Mysore şehrinde bir takım farklara rağmen aştanga yoga öğretmektedir. (Dikkat ediniz Krishnamacharya'nın bir diğer öğrencisi B.K.S. Iyengar değil).

Aştanga yoga şu anda dünyanın dört tarafında, bu geleneğin taşıyıcısı bir çok otorize, az sayıda sertifikalı, ve aştanga yogaya gönül vermiş diğer değerli hocalar tarafından öğretilmektedir.

İlk kez bu konu hakkında okuyacakları göz önünde bulundurarak yazıldı; ilk olarak “HATHA YOGA” daha sonra  “Ashtanga Vinyasa Yoga “ hakkında bilgilendirmeleri yazının ilerleyen kısımlarında  bulacaksınız.

Yoga’nın kullandığı dili “Sanskrit” dilidir. Türkçe karşılıklarını tanımlarda anlayacaksınız.


Genel redaksiyon bilgisi: 1. Metinlerde özel bir anlamı olmadıkça büyük harfle devam eden yazılar yazılmaz.
Genel redaksiyon bilgisi: 2. "Bu metin".. "Okuyacağınız bu yazı".. gibi bir başlangıç yazının okunurluğunu artırır.

Yoga'nın kullandığı bir dil yoktur. Sanskrit yoga ile ilgili bilinen en eski metinlerin yazıldığı dildir.

HATHA YOGA
Yoga , sizin tabiatınızı oluşturan herşeyin birbirini tanıması, farkına varılması, yeterince güçlenmesi, yeterince zayıflaması, yeterince esnemesi, yeterince katılaşmasıdır. Bunu “Ashtanga” ile tanımlamıştır.


Yoganın böyle bir tanımı yok. Tanımın "aştanga", "hatha" veya "yoga" ile alakası yok.

Ashtanga : 8 basamak yada dal

Genel redaksiyon bilgisi: 3. "ya da" ayrı yazılır.

Bunlar;
Yama: Kendimizin dışındakilerle ilişkilerimizi düzenler

Şimdi bence "Bunlar" derken yeterince anlaşılır değil. "Aştanga yoganın sekiz kolu şunlardan oluşur." gibi daha açıklayıcı bir cümle ile devam etmek faydalı olur.

Yama'yı kısıtlamalar olarak tanımlayabiliriz. Yamalar ahimsa (incitmemek), satya (doğruluk, yalan söylememek), asteya (çalmamak), brahmacharya (cinsel kontrol), aparigraha (açgözlü olmamak) diye kabaca üzerinden geçebiliriz. Bir yoginin uyması gereken sınırlamaları belirtir. Hiçbir canlıyı incitmemek, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, arzularını kontrol ve aç gözlü olmamak bir yogide öncelikle olması gereken şeylerdir.

Bir şekilde dış dünya ile ilişkilerimiz belirtiliyor ama, kendi bedenimize karşı da zarar vermeyecek davranışlar içinde bulunmak, kendimize karşı da dürüst olmak çerçevesinden baktığımızda kendimizle ilgili ilişkilerimizi tarif eder.

Niyama: Kendimizle olan ilişkilerimizi arındırır.

Niyama'nın tanımı yanlış. Niyama adap/edep olarak çevirebilir. Niyama'lar, saucha (temizlik), santosha (hoşnutluk), tapas (disiplin), svadhyaya (kişisel çalışma) ve ishvara pranidhana (tanrıya adanmışlık)'dır. Bu tanımların her biri oldukça derin anlamlar barındırmaktadır. Bu yazının konusu elimdeki abuk metin üzerine eleştiri oluduğu için daha fazla uzatmıyorum.

Asana: Duruş demektir.Fiziksel bedenimizin tüm yeteneklerinizi  çalıştırır, geliştirir, korur ve zihnimizi anlayıp bağlantı kurmamızı sağlar.

Evet asana'yı duruş veya poz olarak çevirebilir. Devamında benim şüphelendiğim yazarın gerçek bir asana pratiğinin olmadığı, okuduğu metinlerden aklında kalan bazı parlak noktaları çorba yaptığı.

Genel redaksiyon bilgisi. 4. İmla işaretlerinden sonra bir boşluk bırakılır.

Pranayama:
 Nefes eğitimidir, zihin ve beden nefesi takip eder.

Pranayama, nefes kontrolüdür. Nefes eğitimi ne demektir ben bilmiyorum. "Zihin ve beden nefesi takip eder" yine kitabi bir alıntı olmuş. Doğru ama burada değinmenin bir anlamı yok.

Pratyahara:
 Duyularla alınan bilgileri istediğimiz zaman algılamayı istediğimiz zaman iç dünyamıza dönmemizi sağlar

Pratyahara, baktığım bazı metinlerde duyu organlarının içe yönlendirilmesi olarak çevrilmiş. Yine kötü çeviri ve bir takım kitabi bilgiler olduğunu düşünüyorum.

Dhrana:
 Odaklanmak (Çocuğunuzu severken yüz ifadesini algılamak, yemek yaparken eğlenmek, yaptığımız işte başarılı olmak..)

Yanlış yazılmış, Dharana olacak. Odaklanmak veya konsantrasyon diye çevirebilir. Parantez tamamen saçmalık. Büyük şirketlerin yıllık kara odaklanması, veya FIFA seyrederken maça odaklanmanın yoga ile bir alakası yoktur.

Dhyana
 (Meditasyon yada tefekkür) : Aynı anda birden fazla noktaya odaklanmak, sadece bulunduğunuz yerde olmak, havasının, ısının, mekanın, ışığın farkında olmak, zihindeki düşüncelere dalmamak ..

Dhyana meditasyon olarak çevrilebilir. Yazıyla ilgili fazla yorum yapmıyorum, yazarın kendine aldığı, tam da anlamadığı notlar diye bırakıyorum.

Aştanga geleneğinde sekiz kol, ikiye ayrılır. İlk dördü (yama, niyama, asana, pranayama) dış kollar (external limbs), son dört iç kollar (pratyahara, dharana, dhyana ve samadhi) (internal limbs) olarak tanımlanır. Dış kollardaki başarınızla, iç kollardaki "duruma" geldiğiniz belirtilir. Hocanız sadece size ilk dört dış kolda gelişmenizde yardım eder. Yoga pratiğinde hocanızla çalışmanızın önemi buradan kaynaklanmaktadır.

Genel redaksiyon bilgisi: 5. Bir makaleyi veya böyle bir yazıda cümleyi ".." iki nokta ile bitirmek uygun değildir. Cümleleri iki nokta ile sonlandırma benim gibi ciddiyetsiz blog yazarları için uygun olabilecek bir ifade tarzıdır.

Samadhi (Mutluluğu anlamak) : Tabiatımızı oluşturan ne varsa, Zihin-Beden-Ruh un her an farkında olmak ve diğer doğalarla (diğer canlılar, doğa ana, evren) bağlantı kurmak için kendini anlamak

Samadhi, aydınlanmak. Bu yolda hedef "mutluluk" veya "mutluluğu yakalamak" değildir. Neyse yine yazarın kendine aldığı notlar diyorum.

Genel redaksiyon bilgisi: 6. Yazı içinde özellikle belirtilmek istenen büyük harf ile başlamış tanımlamalar kesme işaretiyle ayrılır. Yukarıdaki metinde "Zihin-Beden-Ruh'un".

Şimdi yine dokunmadan geçemiyorum, ya allah aşkına "diğer doğalarla bağlantı kurmak için kendini anlamak" ne demek? Bana çağrıştırdığı tek birşey var. Onu da buraya yazmayayım.

Bu aşamaları zihninizin oyunlarına düşmeden geliştirmiş ve hala koruyorsanız, yolculuğunuzun bir yerinde  “Samyoga” halini hissetmeye başlayacaksınız.Samyoga: Kendi doğamız ve diğer doğaların iletişim kurması, birbirini anlaması.Vinyasa: Akış demektir

Metne dönmeden önce, eğer merak ediyorsanız internette bu konularda bolca kaynak bulabilirsiniz. Türkçeye çevirilmiş Patanjali'nin Yoga Sutraları'nı bulup okuyabilirsiniz. Birden fazla kere okumanızı, çeşitli dönemlerde okumaya devam etmenizi tavsiye ederim. Pratiğinizde ilerledikçe anladıklarınız artacaktır. Okurken dikkat etmeniz gereken şey sanskritçe de kelimelerin her zaman için birden fazla anlamının olduğu. Ayrıca Sanskrit dilinin şu anda mevcut dillerden çok daha derin bir yapısının olduğunu unutmayın.

Sayın yazar yolculuğun bir yerinde samyoga halinin hissedilmeye başlanacağını nerden biliyor acaba. Samyoga tanımı biraz "gençler aralarında anlaşsın" gibi bir ifade olmuş.

Yukarıda özüyle tanımlanan, yolculukta insanoğlu keşfettiği kendi tabiatından ilham alarak diğer doğaları da tanıması için bir model oluşturmuştur.  Amaç buyken; bir çok disiplin (Tasavvuf, Budha, Zen vs) kendi farklı yollarıyla, aynı varlığı ve ilişkileri keşfe, farklı  yollarla gitmişlerdir.

Tam da şu ara Şaivizm, Budhizm, İslam, Sufizm ilişkileri üzerine okumaktayken, böyle sığ bir ifadeye, "Bilmiyorsan sus, git öğren, kendi kafa karışıklığınla diğer insanların da kafasını karıştırma!" demek istiyorum.

Ayrıca parantez içinde elmalar ve armutlar bir araya sokuşturulmuş, Zen bir Budhist gelenektir, Budha bir kişidir)

Ay çatlamadan Aştanga'ya geldik, şükür.

ASHTANGA VINYASA YOGA
Bunlardan birisi olan "Ashtanga  Vinyasa Yoga" tüm bu keşifleri, günlük akıcı Yoga serileriyle gerçekleştirir. S.K. Pattabhi JOIS’un da dediği gibi 
"%99 Deneyim ya da uygulama, % 1 Teori”  


Yine zırvalama, yine zırvalama.
Genel redaksiyon bilgisi: 7. Nelerden birisi olan Aştanga Yoga hangi keşifleri gerçekleştirir? Yeni bir başlık açılmış ise önceki paragraftan refere bir şekilde değil detaylı bilgi verici şekilde cümle kurulur.

Genel redaksiyon bilgisi: 8. Tekrar olacak ama yazı içinde gerekmedikçe büyük harf kelime kullanılmaz, daha önceki bir çok yerde Jois olarak yazılmış soyadını burada JOIS olarak yazmanın hiç gereği yok. 

Sözün aslı "Yoga is 99% practice, 1% theory" olacak. Yani, "yoga %99 pratik (egzersiz, uygulama), %1 teoridir". Uygulama sorası deneyim kazanılıyor olsa bile, "practice" kelimesini "deneyim" olarak Türkçe'ye çeviremeyiz. "Güzel bir yaz günü" cümleciğini "Sıcak bir yaz günü" olarak çevirmek gibi bir şey olur.

Ashtanga Vinyasa Yoga  6 seriden oluşur.
1 . seri : Yoga Chikitsa (Primary) : Yoga Tedavi (Modern hayatın size yüklediği ilk yüklerden kurtarıp, şifalandırıp, akışınızı doğala çevirmek için çalışılır)

2.seri : Nadi Shodhana (Intermediate) : Sinir sisteminin akışının daha etkin ve sağlıklı hale getirilmesi için çalışılır.

3-4-5-6.seri : Sthira Bhaga (Advanced A-B-C-D) :  Dayanıklılık ve zerafetin dengesi olarak tanımlanıyor.

Genel redaksiyon bilgisi: 9. Noktalama işaretleri kelimenin veya rakamın hemen sonuna konur, noktalama işaretinden sonra boşluk bırakılır.

Altı değil, üç seri vardır: yoga chikitsa (primary series), nadi shodhana (intermediade series) ve sthira bhaga (advanced series). Bunları başlangıç, orta seri ve ileri seri olarak çevirebiliriz. İleri serinin kendi içinde dört grubu vardır ve a, b, c, d harfleriyle ifade edilir.

Başlangıç serisi (primary) Türkçe'ye yanlış olarak "birinci seri" (first), orta seri (intermediate) "ikinci seri" (second) olarak çevrildiği, gündelik kullanımda insanlar birinci seri diyerek başlangıç serisini ifade ettiği için, zaten kafası karışık yazarın iyice kafası karışmıştır.

Başlangıç serisi (yoga chikitsa) fiziksel bedeni iyileştirici seri olarak da geçer. Bedeni güçlendirir.

Yazarın parantez içi saçma olmuş. Birinci seri bir şey için çalışmaz, siz birinci seriyi çalıştıkça fiziksel bedeniniz arınmış ve güçlenmiş olur. Hayatınızı ne kadar modern veya geleneksel yaşadığınızla ilgilenen bir seri değildir kendisi.

Orta serinin (nadi shodana), sinir sistemini temizleyici işlevi olduğu vardır.

İleri seri için "dayanıklılık ve zerafetin dengesi" diye kim tanımlamış, ben hiç öyle bir tanım duymadım. Güneşe selamları yapmak için belli bir dayanıklılığa ihtiyaç var. Başlangıç serisini çalıştığında zarifet dengen yetersiz mi demek oluyor? Saçma!

Ay devam etmek gittikçe zor ve sıkıcı bir hal almaya başladı. Her cümle ayrı bir hata.

Yöntemi oluşturan 4 şey var.Günlük çalışma;  

 a- Pranayama  b- Drishti  c- Bandha d- Vinyasa öğelerinden oluşur.
Pranayama: Ujjayi (kahraman nefesi) kullanılır. (Vücudun yeterince tazelenmesini sağlar)Drishti
 (Odak noktası ): Tek bir noktaya gözlerle  odaklanmak (Bedenin ve zihnin tek bir noktaya odaklanmasını sağlar)

Bandha (Güç kilitleri): Bedeninizde Oksijenle besinleri parçalamızdan ortaya çıkan gücü yönlendirmek ve korumak  için bedenimizde çeşitli kasları öğrenerek çalışma esnasında kullanmak.Vinyasa (Akış): Asanalar ve asana geçişlerinin , nefesi takip ederek, her seferinde bir noktaya odaklanarak ard arda yapılmasıdır. Çevremizde, vücudunuzda,doğada biz olsakta,olmasakta devam eden her şey Vinyasa yani akıştır. 
Bedenimiz doğal olarak ta bize hatırlatıyor,

Genel redaksiyon bilgisi: 10. Bilgi içeren metinlerde "şey" kelimesi kullanılmaz. "Yöntemi oluşturan dört ana tema var". "..dört ana başlıktan söz edebiliriz." ve benzeri ifadelerin kullanılması yerinde olur.

Genel redaksiyon bilgisi: 11. Rakamların gerekmedikçe yazı ile belirtilmesi daha uygundur. Ayrıca dört ana başlık diyorsanız, bunları 1, 2, 3, 4 şeklinde belirtilmesi daha uygun olacaktır.

Buraya "Günlük çalışma" başlığı niye girmiş allah bilir.

Nefes ve Pranayama birbirinden ayrıdır. Her gün nefes alıp veriyoruz, bu pranayama demek değildir. Pranayama lütfen dikkat "nefes kontrolü" demektir. Burada çeşitli nefes teknikleri kullanılır. Aştangada geleneksel olarak pranayama çalışmaya ikinci serinin sonunda başlanır. Yine hoca gözetiminde, herhangi bir aşamada ileri nefes teknikleri içermeyen pranayama egzersizleri çalışılabilir.

Nefes aştanga yoga pratiğinin en önemli bir köşe taşlarından biridir. Diğer köşe taşları Drişthi ve Asana'dır.

Drişthi, "odak noktası" değildir, bakışların belli bir noktaya odaklanmasıdır. Asana pratiği sırasında bakışlar belli noktalara sabitlenir. Ayrıca odaklanılacak noktalar da kafadan uydurulmaz, karın, burun, kaşların arası gibi hangi durumda nereye bakılacağı belirtilmiştir.

Asana veya pozlar da ayrıca belirtilmiştir. Aştanga pratiği sırasında kaçıncı nefes alışınızda hangi pozda (hangi vinyasada) olmanız gerektiği, o vinyasa nefesi alacak mısınız, verecek misiniz, nereye bakacaksınız kesin bir şekilde belirtilmiştir. Ayrıca o vinyasada hangi bandhaları kullanacaksınız bu da belirtilmiştir.

Bütün bunlar (vinyasa, drişti, nefes, bandha) zihni uyanık tutarak başka şeylerle dağılmasını önler, zihnin odaklanmasına yardımcı olur. Bunlar üzerine okumak tek başına pratikte gelişme sağlamaya yeterli değildir, uygulanmalı ve hocadan öğrenilmelidir. Başınızda sizi gözlemleyen bir hoca olduğunu bilmeniz konsantrasyonunuzu artırır, ayrıca hocanız uygun pratik için yönlendirir, gerektiğinde o an için neye odaklanacağınızı hatırlatır.

Bandhalar enerji kilitleridir. Abartılması gereken mistik, on yıl sonra farkedeceğiniz gizli güçler değildir. Asana pratiğiniz sırasında uygulanması gerekmektedir. Konu ile ilgili daha detaylı bilgi için lütfen okuyunuz. Aştanga hocanız size detaylarını öğretecektir.

Metinde geçtiği gibi "oksijenle besinler parçalanır, ortaya güç çıkar" falan çok gereksiz hikayeler. Bu güce "agni" denir diyerek konuya devam edilebilir ama burada çok yarım yaramalak anlaşılmadan ve açıklanmadan bırakılmış olduğu için gereksiz.

Vinyasa tanımı tamamen salakça. "Çevremizde, vücudumuzda, doğada biz olsak da olmasak da devam eden her şey Vinyasa yani akıştır" cümlesi bir rakı sofrasında yarım şişeyi devirdikten sonra yapılmış manasız bir geyik muhabbeti olabilir ancak. "Bedenimiz doğal olarak ta (ta değil, da olacak ve dahi anlamında ki da ayrı yazılmış, on puan) bize hatırlatıyor," ne hatırlatıyor geyiğin devamı işte.

Aştanga yogada vinyasa hareketin nefesle yapılmasıdır. Nefesinizi gırtlağınızla kontrol ederek derince alıp verirsiniz. Aştanga yoganın asana pratiğinde hangi anda, hangi vinyasada (nefes mi alınacak, hareket yapılacak) bilgisine de vinyasa diyoruz. Detayları hocanızdan öğrenin.

Örnek: Esneyip derince bir nefes aldığımızda kanımızda oksijen yoğunluğu arttığında  doğal olarak  pranayama, bazen bir noktaya odaklanıp gerisini flu(net olmayan,bulanık) gördüğümüzde drishtidir.

Kafa karıştırıcı zırvalamalar.

Haftada 6 gün yapılır

Hayır aştanga pratiği haftada altı gün yapılmaz. Ve cümle sonlarına nokta konur. Her gün, günde yirmidört saat yapılır. Yukarıda yazmıştık ya, aştanganın 8 kolu vardır diye (yama, niyama, asana,.. diye yazmıştık ya, ne çabuk unuttuk). Aştanga demek sadece asana pratiği demek değildir. Asana pratiği yapılır veya yapılmaz ama aştanga günlük yaşamda devam eder.

Geleneksel olarak yetkilendirilmiş bir öğretmenle birlikte öğrenilir, birlikte yapılır (Led sınıfları), bilgilendirme ve uygulama belli bir seviyeye gelince herkes kendi pratiğini bir sınıf içinde yapar, yetkili bir öğretmen gözlemler ve gerek duyarsa düzeltmeler yapar (Mysore sınıfı). Pratikler sabah güneş doğmadan önce başlar.

Ya al saçma sapan açıklamalar işte. Bütün yoga uygulamaları bir öğretmen ile öğrenilir. Kendi kendine kitaptan DVD'den öğrenilmez. En eski yogik metinlerden (bakınız Hatha Yoga Pradipika), yazılan her güncel ciddi yoga kitabında "deneyimli bir hoca ile çalışarak öğreniniz" diye belirtilmiştir.

Hocanın sınıfı yönlendirdiği, vinyasaları hatırlattığı "led" dediğimiz dersler için belli bir seviyeye kadar yapılır diyemeyiz. Mysore'da Cuma ve Pazar günleri bütün öğrenciler seviyesi ne olursa olsun led ders yapmaktadır.

Ayrıca Sharath, "Mysore sınıfı" ifadesinin yanlış bir ifade olup, "kişisel pratik dersi" olarak düzeltilmesi gerektiğini belirtmektedir.

"Pratikler güneş doğmadan önce başlar" saçma bir ifade. Hangi coğrafyada, hangi koşullarda pratik yapıldığına göre değişir. Örneğin, yaz saatlerinde sabahın üçünde güneşin doğduğu Helsinki'de güneş doğmadan pratik yapmadan pratik yapma fantazisi pek sağlıklı olmaz.

Ayrıca sen kalktın yogaya başladın da, pratiğini 8.00'de yapma, kalk sabah 4.00'de yap mı diycez yani. Namaz mı bu, namazı bile kaza ediyorsun.

Ama kişisel olarak günlük pratiğin, yaklaşık aynı saatlerde yapılmasını tavsiye ediyorum. Gündüz saatlerinde pratik yapılması, akşam erken yatılması anlamına da geldiği için yaşamın organizasyonu konusunda kolaylık sağlar.

Dolunay günleri
Dolunay günlerinde enerjimiz yükseldiği için pratiğe ara verilir.


Ay günlerinde pratik yapılmamasının çok çeşitli açıklamaları var. Öncelikle yanlış "dolunay" günü değil, "ay günü" olacak. Ay günü ile kasıt, dolunay ve yeni ay günlerini ifade etmektedir. Pattabhi Jois astrolog brahmin bir aileden gelmektedir. Astrolojik açıdan bu günlerin enerjileri daha ziyade meditasyona uygun görülmektedir.

Konunun enerjimizin yükselmesi ile bir alakası yoktur. Enerjimiz düşük veya yüksek olabilir. Ay gününde kurt adam olunmaz.

Ay günleri hesaplaması dünyanın hangi köşesinde olduğunuza göre değişir. Astronomik olarak dolunayın veya yeni ayın, günün hangi saatinde gerçekleştiğine göre, ve hocanızın kararına göre hesaplanır. Saçma sapan bir coğrafyanın ay takvimini kullanmak yerine bulunduğunuz lokasyonu göz önüne alın ve/veya hocanızın kararına saygı gösterin.

Kadınlar için periyod ve doğum öncesi günlerde pratik!
Akış içerisinde bazı asanalar ve özel uygulamalar esnasında yetkili eğitmen tarafından önlemler alınır, bazen yaptırılmaz, bazen de uygulama şekli değiştirilerek uygulanır. Ev pratiğiniz için bu özel durumlar hakkında bilgilenmiş olmak gerekir


İnsan bilmediği konularda zırvalamak için bu kadar meraklı olabilir. Bu konuda "özel önlemler" falan alınmaz. Periyod sırasında aştanga uygulaması yapılmaz. Bu arada konu açılmışken, bu durumda bandha uygulamaları akışın kesilmesine neden olabilir. Toksit maddeler vücutta kalır. Ters duruşlar aynı nedenle zararlı olabilir. İlave olarak, konu ile ilgisiz tıbbi bir makalede okuduğum kadarıyla, bu dönemde atılması gereken kanın vücuda geri dönmesinin miyom, kist oluşumu gibi sonuçları olabileceğinden bahsediliyordu.

Doğum öncesi, sonrasına hiç değinmiyorum.

Faydaları nelerdir ?
Bazıları şunlardır;
Hafif ve enerjili bir beden hissi
Daha güçlü,esnek kaslar ve dokular, hareket kabiliyeti artmış eklemler
Dengeli bir diyetler, daha dengeli bir metabolizma  (solunum,dolaşım,sindirim,boşaltım,bağışıklık… )
Taze bir zihin, iletişim gücü artmış tebessüm eden bir ruh hali
Hayatınızda her neyle ilgileniyorsanız başarısının artması
Yoganın sağladığı doğal sonuçlardır.

Artık imla ve ifade hatalarıyla ilgilenemeyeceğim çok bunaldım.

Yoga gerçekten mutluluk getirmez. Şeyleri olduğu gibi görmenize yardım eder. Bu gördüğünüz şeyler her zaman çok güzel olacak demek diye bir şey yok.

Kişisel deneyimime döneyim, altı yılı geçkin bir zamandır hemen her gün asana pratiğimi yapıyorum. Hala kendimi her pratik sonrası "hafif ve enerjik" hissetmiyorum. Zaman zaman iletişim gücümün tamamen kapandığı da oluyor. Bazen çok iyi hissediyorum, bazen hayatımda herşeyin dibe vurmuş gibi geliyor. Böyle yalan şeyler yazıp insanları kandırmayın. Partnerlerden biri yogaya başladıktan sonra biten çok ilişkiye de tanık oldum. Yoga "mutluluk denizi" vaadetmiyor.

Notlar :
1: Sri K Pattabhi Jois  7 Haz 2009 günü  93 yaşında vefat etmiştir. Yerine Torunu Sharath Jois geçmiştir.
(Saraswathi Rangaswamy)

2 : Ay günlerini takip etmek için
http://www.ashtanga.com/html/moondays.html


Son ve en korkunç hata. Shri K. Pattabhi Jois 18 Mayıs 2009 günü vefat etmiştir.

Bu tarihi unutmam mümkün değil. 18 Mayıs 2009 YogaŞala'daki derste hocamız Ken, Guruji'yi kaybettiğimizi hüngür hüngür ağlayarak anlatmış ve dersi Guruji'nin anısına yapmamızı istemiş, ertesinde son yolculuğunda yanında olmak için Hindistan'a uçmuştu.

Sharath çok değerli bir öğretmen olmasına rağmen, Guruji'nin yerine geçmek, yerini doldurmak gibi bir iddiası yoktur. Guruji'nin ve Sharath'ın yerleri ayrıdır.

Yine aynı hata, Sharath ve Saraswathi ayni kişiler değildir. Parantez içinde niye Saraswathi yazılmış. Aile ilişkilerine gelecek olursak, Saraswathi, Pattabhi Jois'in kızı, Sharath ve Sharmilla'nın annesidir. Pattabhi Jois'in bir de Manju isimli oğlu vardır.

Tekrar, ay günlerini takip etmek için dünyanın bir köşesindeki takvime bakmayın, hocanıza sorun.

Yazar Hakkında
ERCAN BAŞAR
2010-2011 yılları arasında Wing Chun Kung fu isimli dövüş sporu ve Modern Dans ile ilgilenirken;  esneklik, denge, güç ve nefes kontrolü gibi eksiklerini farkedip arayışa girmesiyle başladı her şey.  Tüm bu eksikler ve içsel dönüşümü onu aynı akışın içinde bulabileceği Yogaya götürdü.  Araştırmaları sonucu zaman/mekan uyumu olarak Yoga ŞALA ANKARA yı keşfetti. 2011-2012 yılları Yogayı tanıma yılları oldu. 2012-2013 aynı Yoga eğitim yerinde TT4 dönemi Eğitmenlik Eğitimi’ni (200 saat) bitirerek  Hatha ve Vinyasa Yoga eğitmeni olmaya hak kazandı. Bu süreç içerisinde sürekli araştırmalar yaptı ve bir çok yoga türünden faydalanarak gelişimi devam etti.  Daha sonra Zaman Kumbarası(Zumbara) isimli sosyal proje ile tanıştı. Yazdığı bir projenin ilk adımı olarak 2013 Ağustos da bir Yoga sınıfı kurdu.  Eğitmenlik için yeterli pratik zamanı kendisine göre henüz yeterli olmadığı için sadece paylaşım amaçlı ve Armağan Ekonomisi ile halen devam eden haftalık Yoga sınıfını açtı.  Ashtanga Vinyasa Yoga, eğitimini ilerletmek istediği yoga türüdür. “Ankara Astangis” isimli facebook grubu ile deneyimleri birleştirip paylaşım ve beraber pratik amaçlı bir grup kurdu. Pratiklerine haftada 6 gün devam ederken  Mysore’a gideceği günleri iple çekiyor. Yazara Facebook’tan Ashtanga Vinyasa Yoga HakkındaAnkara Astangis ve Zumbara Yoga’dan ve ayrıcaercanbasar@live.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Yazar keşke Wing Chun veya modern dans ile uğraşmaya devam etseydi. Özetle bir yıl yogayı tanımış, bir yıl sonra Hocalık Eğitimi almış. Sayın okuyucu 200 saat denen şey, on tam gün etmemektedir. 200 saatte hoca falan olunmaz. Yogayı öğrenmek için bir şey yapılmış olur, ama tek başına yeterli değildir.

Okuduğumuz kadarıyla Aştanga ile ilgili herhangi bir kişesel geçmişi, okumak veya dvd seyretmek dışında bulunmamaktadır. Bu yazıdan sonra yazarın hocalık eğitimi, bilgisi, ciddiyeti hatta iyi niyeti konusunda büyük şüphelerim var.

TAVSİYELER

Yazara:
Yazara aştanga yoga üzerine yazma ve öğretme konusunu tamamen rafa kaldırmasını tavsiye ediyorum. Yogayı bulmuş olması sevindirici, ama şu anda öğretmek veya metin yazmak kendisi için çok erken. Bir yoga stüdyosuna düzenli gitmesi faydalı olur. Seçeceği hangi yoga türü veya hangi yoga hocası olursa olsun, kitaplardan toparlamaya çalıştığı aştanga bilgisinden çok daha faydalı olacaktır. Bu şekilde düzenli pratik yaparak "öğrenci" olmayı ve öğrenmeyi deneyimleyebilir.Ve kitaplardan, dvdlerden öğreneceğinden çok fazla ve önemli şeyi öğrenme şansı olur.

Diğerlerine tavsiyeler:
Türkiye'de uzun yıllar aştanga pratiğine devam eden değerli hocalar mevcut.

Yogayı öğrenmek için harcadığınız para ve zamana acımayın. Beleşe verilen yoga dersleri, armağan ekonomisi zırvalarına hiç kanmayın. Türkiye'de zaten yoga hocalarının gayet minimalist yaşantıları var. Yoga stüdyoları para basan yerler değil. Elinizden geldikçe, sevdiğiniz yoga hocalarını ve stüdyolarını desteklemeye çalışın. Nasıl hasta olduğunuzda, doktora gitmek yerine, Mehmet Emmi'ye okutup üfletmiyosanız, yoga öğrenmek konusuna da ciddiyetle yaklaşın.

Yoga öğretmek için önce öğrenci olmak ve çok çalışmak lazım unutmayın.

Türkiye'de aştanga yoga öğrenebileceğiniz mekanlar ve hocalar 

Bu kısmı doldurmak yurt dışında olduğum için biraz zor aslında. Ama size şunu söyleyeyim. Zaten bir avuç insan var. Herkes herkesi tanıyor bir şekilde.

Şenol Topuz (Nefess Yoga) Çok süper bir aştanga yoga hocasıdır. Son Türkiye seferim sırasında kendisiyle çalışma şerefine sahip olduğum için çok mutluyum. Ayrıca Nefess Yoga ve gördüğüm öğrenciler de içimi sevinçle doldurdu. Workshop yaparsa paraya kıyın gidin, uygun zamanını bulamazsanız özel ders alın.

Canan Özalp (YogaŞala, Hariom) Süper başka bi aştanga yoga hocası ve arkadaştır. Çok özledim.

Öznur Özden (Cihangir Yoga) Malesef kendisini kişisel olarak tanımıyorum, ama onunla çalışan arkadaşlarım çok memnunlar.

Uzun süre aştanga yoga yapmış deneyimli bir çok yogi sayabilirim. Ama şu anda ders verip vermediklerini bilmiyorum.

İstanbul dışında bir de Çanakkale'de aştanga stüdyosu açılmış.

Başka bilmiyorum buradan doğru herşeyi ben bilemem, araştırın sorun, çalıştığınız yoga stüdyoları ile konuşun, aştanga hocası davet ettirtin

Sürç-i lisan ettiysek affola..

NOT: Ceren pratik yapmaya devam et.

Sunday, June 8, 2014

Eddie Stern ile bir haftasonu

Eddie Stern
15-20 Mayıs haftası Eddie Stern Helsinki'deydi. Bu dördüncü gelişiymiş.

Aslında benim kursa gitmek gibi bir planım yoktu. İşsiz bir kimseyim malumunuz. Bir de tam sınav haftama denk geliyordu.

Sonra Ceren arkadaşımızın doğum günü hediyesi fantazisi aklıma gelince, bari haftasonu için olsun gideyim dedim.

Beni tanımayanlar için gittikçe salak bi tipoloji resmi çizmeye başladım sanırım. Hayır kursa tek fotoğraf çektirmek için katılmadım. Bahane arıyordum, buldum.

Guruji ile uzun dönem çalışmış, hala yoga hayatına devam eden herkesin çok önemli birikimleri olduğunu, ve fırsat bulundukça kesinlikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Başka parametreler de var, para, zaman gibi. Bir kere paranız varsa, böyle bir fırsat yakalamışsanız değerlendirin. Diğer taraftan uzun süre bir hoca ile pratik yapınca insan hoca-öğrenci bağını ve katılınan üç, dört saatlik eğitimlerle dünyanın bir anda değişmeyeceğini öğreniyor. Hoca hoca gezmenin çok faydalı birşey olduğunu düşünmüyorum. Paranız, vaktiniz, fırsatınız yoksa hiç üzülmeyin. Önemli olan kendi düzenli pratiğiniz.

Geçen sene sadece "yoga terapi" kursuna katılmış pek memnun kalmamıştım. Eddie bütün programı herkes tam paket almış gibi kaldığı yerden devam ederek götürmüş, içerikte bol kaymalar olmuştu.

Bu sene sınavlar ve ders programı yüzünden bütün programa katılmam imkansızdı. Hafta içi sınavlarım olduğu için haftasonu programına katıldım. Cumartesi-Pazar iki led dersi ve sonraki konuşmalar.

PRATİK
Uzun zamandır led ders yapmayı özlemiştim. Yeni yıldan bu yana led ders yapmadım. Haftasonu led dersleri bana çok iyi geldi.

Eddie ile pratik gerçekten hoştu. Yeni şeyler bile öğrendim. Hatırladıklarımı paylaşıyorum.

* Ayaktaki pozlardan çıkarken, 5. nefesde bütün nefesini ver, bütün bandhaları aktif et, ve nefes alarak pozdan çık. 
Bunun biraz daha değişiğini yapıyordum. Eddie bunu değişik pozlarda dört kere falan tekrarlattı. Denemenizi ve pratiğinize ilave etmenizi tavsiye ederim.

* Vinyasalarda yukarı bakan köpekte drişti burnun ucunda (nasagre drişti)
Ben şu aralar drişti üçüncü göz (brumadhye) olarak çalışıyorum. Bu karışıklıktan sonra minik bir araştırma yaptım, sordum soruşturdum.

Pattabhi Jois'in Suryanamaskara kitabında 5.vinyasa drişti brumadye olarak geçiyor. Eski tarz böyleydi dediler.

İlk zamanlarda üçüncü göz (brumadye) driştinin brahmin/hindu olmayanların yapması istenmiyormuş gibi bir takım rivayetler varmış. Ama daha sonra bizzat Guruji den 5.vinyasa'da (yukarı bakan köpek) driştinin brumadye şeklinde duyarak çalışmış Tom.

Gregor Maehle nin Ashtanga Yoga kitabında malesef vinyasalardaki drişti tek tek belirtilmemiş, genel olarak güneşe selam için drişti "baş parmak, burun, karın" olarak geçmiş.

Petri Räisänen'in kitabında "burnun ucu veya üçüncü göz kullanılabilir" şeklinde geçiyor.

* Utkatasana ve Virabhadrasana A yukarı-tavana (urdve) drişti
Şok şok şok. Sayın seyirciler burada ne kadar utandığımı anlatamam. Kurs sonrası tesadüfen Raisa ile karşılaştık. Yogilerin muhabbeti de malum. Pratikteki farklılıkları anlatıyordum. Şimdi ben utkatasana ve virabhadrasanada drişti'yi başparmağın ucu diye hatırlıyorum. Fakat Eddie "tavana bakacaksınız" diyerek yaptırdı. Tom ve Raisa ikisi birden, "evet öyle zaten, güneşe selamlarda parmak ucuna bakıyorsun, utkatasana ve virabhadrasana'da gökyüzüne bakıyorsun" dediler.

Nasıl bu zamana kadar böyle yanlış öğrenmiş olabilirim, ben mi dikkatsizim, millet nasıl biliyor diye Türkiye'deki arkadaşları sorguya çektim. Valla kimden öğrendiysek biraz saçmalamışız. O kadar Mysore'lara gittim, hala nasıl böyle devam etti diye baya bi kafayı yordum. Sharath bu pozlarda drişti söylemiyor "yukarı bak/look up" diyor sadece. Benim de pek düzeltecek fırsatım olmamış.

* Urdhva dhanurasana - Pashchimattanasana - Salamba sarvangasana arasında vinyasa yapmadık. Köprüden sonra, oturur konuma geldik, sonra paschimattanasana, paschimattanasana dan direk geriye uzandık. Burada beş nefes kaldık. Ama son dinlenmedeki gibi bir beş nefes rahatlama değil, bacaklar aktif, birbirine ve yere bastırıyor ve parmak uçları point (balerin gibi diyim). Beşinci nefesten sonra Salamba sarvangasanaya geçtik.

* Yoga mudra ve padmasana arasında ilave poz.
Bu eskiden bu şekilde çalışılıyormuş, yoga mudra'dan sonra elleri bir ayak boyu gibi geriye alıp göğsü açıyorsunuz, on nefes, drişti tavan. Bir diğer versiyonu, biraz daha ileri seviye, eller badha padmasanadaki gibi bağlı göğsü açıyorsunuz. Eğer badha padmasanada rahat durabilenler bu şekli, duramayanlar önceki şekli yaptırdı.

İlk şekil çalışmayı Helsinki'deki bütün yoga okullarında gördüm diyebilirim. Ben normalde yapmıyordum, ama birkaç gündür ileri versiyonu ekliyorum.

* Son dinlenmede de yavaş nefes al, verdiğin nefes aldığından daha uzun olsun.
Son dinlenmede ilk üç, beş nefesi bu şekilde alıp verin. Bu değişik daha derin bir rahatlama sağlıyor. Normalde hatta gece uyku tutmazsa falan da yapmaya başladım. Denemenizi tavsiye ederim.

*
Konuşmaları yazsam biraz fazla gereksiz uzayacaktı. Onu bir sonraki sefere erteledim.

Eddie ile çalışmak istiyorsanız, hani biraz da gezesiniz varsa bu yıl epey bir Avrupa şehrini dolaşıyor. Bilgi için linki inceleyebilirsiniz.

http://ayny.org/workshops


Saturday, May 17, 2014

Ceren doğum günün kutlu olsun..

Evet Ceren doğum günün kutlu olsun. Yeni yaşında sana bol yogalı bir yıl diliyorum. Dilemiyorum aslında, talimat veriyorum, haftada altı, çok ağladın beş gün pratik mutlaka yapılacak.

CEREN
Ceren benim "Yoga Destek Hattı" projemin mimarlarından olur. Kendisiyle 200 saatlik yoga hocalık eğitimi macerasında tanışmıştım. Yoga ile kendisinin de hemen farketmiş olduğu karmik bir ilişkisi vardır. Ve de şimdiye kadar gördüğüm en fıstık gibi ve esnek vücutlardan birine sahiptir. Sanırım bu esnekliğini büyük ölçüde "kasmamasına" borçlu.

Bi de süper eğlenceli ve harbi bir tiptir. Hiç lafını esirgemez. Biraz ağzı bozuk olabilir, Can Yücel'in reenkarne olmuş hali gibi bişeydir. Şimdi yazarken hatırladım. Bu bizim hocalık eğitiminin Anatomi dersinde iki hoca birbirini partner olarak seçmişti. Benim partnerim de Ceren. Hocalardan biri sırt üstü yatmış diğerine kendi psoas kasını buldurmaya çalışıyodu. İsim vermiyim ama iki Amerikalı hoca "do you feel it, how was it like that, and now, yes push harder", "waaaw amazing, yes, yes i feel it, oh my God, oooh amazing, how strong it is",  falan şeklinde konuşuyolar. Ceren bana dedi ki, "nan psoaz diil, sanki biri öbürünün şeysini elliyo gibi bak bak". Dersin kalan kısmında zaten kopmuştuk. Sıra bize geldiğinde üzerine bi de "gel anam senin psoasını hissetmeyi hep istemiştim zaten" diyince bir daha toparlanamadık.

Ayrıca ödevlerin bir kısmını benimle paylaşarak, son anda hayatımı kurtaran melek olmuştur. O zamanlar niyeyse bu "200 saatlik hocalık eğitimi" sertifikasını çok ciddiye alıyordum. Her gün sabah 5.00'de kalk koştur aştanga, oradan işe, işte ağır tempo, projeler, işten çık koştur akşam power yoga derken insanlıktan çıkıp sebzemsi bi moda geçmiştim. Eve geldiğimde ancak sırt üstü yatıp tavanı seyrediyordum. Böylece sadece ilk bir ya da iki ödevi yapıp kalanları toplu teslim etmek için bir hafta izin alıp uğraşırken sağolsun tuttu elimden.

Sonra bu Ceren hanım İstanbul kastırmacalı hayatından bayıp, cennet memleketi Antalya'ya göçtü. Antalya'da herşey güzel de, bi yoga açısından biraz zorlanıyor. Yanlız pratiği oturtmak kırılması güç bir eşik. Bi atlasa ordan gerisi gelecek aslında da. En son kendini gaza getirmek için Tembel Ceren diye bir blog bile yapmış.

Tabi ben hemen duruma el koydum. Artık canından bezinceye kadar, "bugün naapın, nereye kadar yaptın" sorgulamaları. Bu arada bana çok güzel bir doğum günü hediyesi hazırlayarak, ona vereceğim doğum günü hediyesi konusunda da fikir vermiş oldu.

HELSİNKİ'DEN SEVGİLER
Evet Ceren'cim herkesle (hepsi yoga hocası) tek tek, uzun uzun konuşup, "Antalya'da yaşayan, etrafında bir yoga hocası olmayan ve biraz motivasyon kaybı yaşayan arkadaşım" diye uzun bir hikayeni anlatıp fotoğraflarını çekmek için izin istemem gerekti. Her biriyle konuşurken iki üç pratik enerjisi harcadım ve acaip heyecanlar yaşadım.

Fotoğrafları çektiğim sırayla yayınlıyorum.

Pia Lehtinen
Pia benim şu andaki hocam. İlk önce ona anlattım durumu. Kendisi üçüncü seri öğretmeye yetkili, Finlandiya'nın ilk certified hocası olur. Tanışmaya gelmeniz şiddetle tavsiye edilir. Veya umarım bir gün kendisi Türkiye'ye gelir de tanışırsınız.

Tom Söderlund
İlk fotoğrafı çektikten sonra başka kimseyle bir daha konuşmaya cesaretim olmayacak, bari bi foto daha olsun diye çektim bunu. Zaten ilk konuşma heyecanından elim ayağım titremiş gördüğünüz gibi.

Teija Pullinen
Teija'nın pratiğini seyretmek inanılmaz zevkli. Aynı stüdyoda çalışıyoruz. Kendi pratiğimi yaparken seyretmiyorum tabi. Bazen benim dersime gelip pratik yapıyor, ordan biliyorum. Şimdilik Level 2 authorized.

Petri & Sesame Räisänen
Petri'yi tanırsınız umarım. Türkiye'ye gelmişti. Helsinki Aştanga Yoga Okulu kurucularından. Buradaki en uzun süre pratik yapan ve öğretmeyi sürdüren hocalardan biri. Türkiye'den kendisine hayran bir öğrenci için istedim. Kusura bakma Ceren, o workshopta kim kime hayran kalmıştı biraz karışık zaten. Kucağındaki oğlu. Şimdilik "Sesame" diyorlarmış.

Wambui Njuguna
Wambui Helsinki Aştanga Yoga Okulu öğretmenlerinden ve uzun süre Petri'nin asistanlığını yaptı. Ayrıca Petri'nin eşi ve Sesame'nin annesi.

Ben baştan çocuğun adını gerçekten Sesame koyduklarını düşünüyordum. Bir Türk olarak dayanamadım sordum, "niye Sesame koydunuz" diye, ilk hamile olduğunu öğrenip kontrole gittiklerinde, doktor şimdilik "susam büyüklüğünde" demiş, Petri de Wambui'nin karnına dokunup "naber Susam, nasıl gidiyo" falan diye konuşmaya başlamış, kod adı oradan geliyormuş. Daha isim bulamamışlar. Ben de baba tarafımın şehrinin, Amasra eski adının Sesamos'dan geldiğini falan söyledim. Belki bir gün ziyarete gelecekler. Bu arada Wambui Türkiye'ye ve Övül'e çok selamlarını gönderdi, onu da ekliyim.

Juha Vikkula
Bundan sonra artık başka fotoğraf çekemem diye düşünüyordum.

Petri'nin ortağı Juha Javanainen'in fotoğrafını çekmeye çalıştım. Ama çok bir meşgul olduğu için bir türlü "Türkiye'deki arkadaşım Ceren.." diye başlayan hikayeye giremedim. O Juha olmayınca bari bu Juha olsun dedim :) Juha ve Anna ile 2010 yılındaki ilk Mysore seyahatimizde tanışmıştık. Şiva'nın evinde alt kat komşularımızdı. Nalet olasıca köpek önce Juha'nın ayakkabısının tekini, ertesi gün de benim ayakkabımın tekini çalmış, kader ortaklığı muhabbetleri yapmıştık. Juha Mysore kalabalığında pratik yapmaktan hoşlanmadığı, ve daha ucuz olduğu için sonraki yıllarda Goa'ya Rolf'e gidiyor. Şu ara Astangasali'de ders veriyor. Ve asıl hocası olarak Rolf'ü görüyor.

Eddie Stern
Bu fotoğrafı çekmek için nasıl bekledim, ve nasıl heyecanlandım anlatamam. Ve sonunda gidip "Türkiye'de yapayalnız, yoga hocası olmadığından motivasyonsuz kalmış pek sevgili arkadaşıma destek ve moral" fotoğrafını almayı başardım sayın okurlar. 

Zaten bu kadar çok yoga hocası Eddie'nin kursuna kayıt yaptırmak için Aştanga Yoga Okuluna gelmişti. Tabi ben baştan onu görebileceğimi falan bilmiyordum. 

Bi de hazır muhabbet başlamışken "Yoga Mala'nın Türkçeye çevirisi için ne yapmak lazım Sharath sizinle konuşmamı söyledi" falan diye araya sıkıştırdım. "Önce basacak bir yayınevi bulacaksın, yayınevini bulduktan sonra bana mail at, ben Amerika'daki yayınevi ile bağlantıyı sağlarım. Şimdilik 7-8 dile çevrildi. Baştan yaklaşık mesela 1000 kitaplık bir baskı için 1000dolar gibi bir para ödeniyor." falan dedi. Bilmiyorum, böyle bir işe girmek ne kadar mantıklı. Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim diye araya sıkıştırıveriyim.

Carita Ahonen & Sari Hanski
Ertesi gün öğle yemeğinde OmNam'a gitmiştim. OmNam Aştanga Yoga Okulu'nun yeni açtığı Vegan/Vejetaryen Restorant. Orada Carita ve Sari ile karşılaştım. Onlara da anlattım hikayeyi. Carita ile ikinci Mysore seyahatimde tanışmıştım. Level 2 authorized. Hem keyifli bir gezi hem yoga tatili derseniz Roma'da bir workshop verecek yakınlarda. Sara Hanski Moola'da ders veriyor, Pia ile çalışıyor.

Tero Valtonen & Susanna Zenit Selin 
Tero çok uzun süre aşçılık yapmış, sonradan yoga hocası. Astangasali'nin ortaklarındandı. Şimdi Aştanga Yoga Okulu'nda çalışıyor. Eski deneyimleriyle OmNam'a danışmanlık yapıyor. Vejetaryen/Vegan/Rawfood mutfak açmayı düşünürseniz kendisinden danışmanlık alabilirsiniz. Bu arada OmNam geçen hafta açıldı. Yanındaki Susu, Tero'nun kızkardeşi. Tero geçici bir süre için Susu kalıcı olarak OmNam'da çalışıyorlar.

Raisa Heinämäki
Raisa en sevdiğim yoga hocam. Level 2 authorized. Astangasali'nin ortaklarındandı. Şimdi Moola'da ders veriyor. Kendisi aynı zamanda Greenpeace çalışanı, insanlardan gelen bağışlar ve para toplanması ile ilgili bir bölümde çalışıyor. Bence gerçekten zor bir işi var. Ceren'cim son mesaj, "pratiğini yap, greenpeace'e de destek ol, kutupları koru" :)

Bunların dışında pek sevdiğim başka yoga hocalarım ve arkadaşlarım da vardı, ama bu arada karşılaşıp fotoğraflarını çekmek için hikayeni anlatamadım. Yoksa Marke Murtomäki, Virpi Karjalainen ve Miisa Salo ve Jessica Sharry'nin da fotoğraflarını koymak isterdim.

TÜRKİYE'DE DURUM
Valla Ceren'im ne varsa Aştangilerde var. Hocalık eğitimindeki arkadaşların tamamı nasıl fos çıktı anlatamam. Aha da yazıyorum, gelsinler mazaretlerini bildirsinler.

Sana gelen ilk destek tabi ki Teresa'dan.

Gaz vermesi için
Yanlız pratik


Teresa Demirkanlı
 Evet ilk foto gaz vermesi için, yanlız da olsa pratiğinde bir şeyleri ilerletebilirsin, bakınız karandavasana. İki yanlız pratik yapmak da mümkün, üç işte biraz daha yakın plan :)

Canan Özalp ve Kuzey
İkinci fotoğraf Canan'dan geldi.

Üçüncü fotoğraf seni tanımasa da, "ya destek ol" dedim, "ben beceremem öyle alengirli şeyleri" dedi. Bari bi fotoğrafını yolla dedim, Şenol'dan..

Şenol Topuz
Bu arada tanımayanlar için, Şenol'un da reklamını yapalım. Şenol şu aralar Nefess'de ters veriyor. Bir süre daha İstanbul'da ve çeşitli workshopları olacak. Detaylarla ilgili Nefess ile bağlantıya geçebilirsiniz. Level 2 authorized.

Ve son bomba muhteşem destek.. Beate'den.

Beate Öcal
İşte böyle şekerim, biz hepimiz doğum gününü çok çok kutluyor ve sana bol yogalı muhteşem bir yıl diliyoruz. Umarım bu sıkıntılı günlerde biraz olsun seni gülümsetmeyi başarabilmişizdir.

Aşağıda da son hediyelerimiz..